www.bahtiyar.forumkostenlos.at

BAHTiYARIN AiLE PLATFORMUNA HOSGELDiNiZ !
 
StartseiteAnmeldenLogin

Austausch | 
 

 Asrin Evliyasi11 Hikayesi

Vorheriges Thema anzeigen Nächstes Thema anzeigen Nach unten 
AutorNachricht
bursaspor
Uzman
Uzman


Männlich
Anzahl der Beiträge : 383
Alter : 22
Devlet/Sehir : Almanya/Hessen
is alani/Hobi : Okul
Medeni Hali - Evli/Bekar : Bekar
Anmeldedatum : 02.04.08

BeitragThema: Asrin Evliyasi11 Hikayesi   12/5/2008, 13:22

Aslin Evliyasi 11

GEL DE ANLAT

Sokağın öteki ucunda, elinde bir üzüm sepetiyle çıkan Hacı Faik’i gördü. Torununu okutmuştu,haylaz bir çocuktu. Hacı Faik ilim sahibi birisi olarak bilinirdi. Görünüşe bakılırsa Kundura tamircisiydi o kadar. Fakat ne demişler ‘Harabat ehlini hor görme zakir/ Defineye malik nice viraneler var . Yani kısaca üstündeki yırtık libasına değil elindeki elmasa bak. Ama insanın hayda diyesi geliyordu şimdi çünkü kadere bak o kızı görmese burada durmayacaktı. Burada durmasa Hacı Faik’i görmeyecek.. Düldüle binse kızı görmeyecek. Dükkana girmese.. Akıl alır şey değildi.
-Selamün Aleyküm.
-Aleyküm selam Faik amca.
Hacı Faik bir adım daha atmış geçip gidecekken seslendi
-Nasılsınız?
-Allaha hamd olsun hocam. İyiyiz. Sizde iyisiniz inşallah.
-Eh şükür diyelim iyi olalım. Hayırdır
Başıyla üzüm sepetini işaret etti.
-Bizim terzi arkadaş var yetimi çok.Depremde gelini,damadı eşi filan hep rahmetli olmuş.Üç tane torun.Kolay değil.Onlara…
Koca bir film setindeydi sanki. Film mi.. Neden hemen kendinin bir film setinde hissetti peki.Yahu bu sinema denen şey ne sihirli bir illetmiş ki hemen insanı havaya sokuyor. Neyse geçelim onu da asıl bu içine düştüğüm durum.Allahım aklım almıyor. Biraz önce çıktığım ve sövmemek için kendimi zor tuttuğum fareli fanteziler terzisi meğerse üç torunuyla tam bir trajedinin ortasında yalnız başına yaşayan bir adammış.Demek dünya böyle bir yerdi. Hakkında bir bakışta fikir sahibi olduğunu zannettiğiniz insanların meğerse bambaşka dünyaları bambaşka acıları da varmış.Hor görmemek lazımmış kimseyi.Herkes bir kalp taşıyor doğru ya neydi o takvim yaprağının arkasında okuduğu yazı,ehl-i tasavvuf şöyle demiş; Yolda gördüğün herkesi kendinden üstün bil. İşte insanlıkta bu ya.
Tüm bu düşünceleri siz yarım dakikada okurken Cemil efendinin aklından saliselerde geçmişti.
-Allah kabul etsin
dedi Cemil ve Hacı Faik’te dönüp gitti. Durdu, nereye gideceğini
bilemiyordu. Başı dönüyordu sanki, içinde bir mayhoşluk.. Kendini toparlamalıydı.Biraz durup hareketlendi ve öylesine yürümeye başladı. Sonra yavaş yavaş hızlanmaya.. Ve birden, sanki ani bir kararla, bir ara sokağa girdi, iyice hızlandı. Neden böyle yapmıştı ya. Belki daha önce hiç girmediği bir sokaktı, bu.
Kaybolmak mı istiyordu.
Yoksa kaderi mi kaybetmek..
Biraz yavaşladı neden sonra etrafına bakınmaya başladı. Evet, daha önce hiç girmediği bir sokaktı bu. İlkler ha.. Balkonlarda çamaşırlar.. Sokakta top oynayan birkaç velet.. Ama o da ne. Ani bir fren yaptı, evet, ister istemez. O da ne. İleride Hamit’le Hüsnü vardı resmen. Ve hararetle bir şey konuşuyorlardı. Gözlerine inanamıyordu, heyecandan dudakları titriyor.. Ne oluyordu, bir sinema perdesi gibiydi olanlar.. Bir film gibi.. Birbirlerine dönük oldukları için onu görmüyorlardı. Bir film sahnesi gibiydi ya resmen. Başrolde de, evet, o vardı. Hala fark etmemişlerdi onu, sesleri bile duyuluyordu. Ne konuştuklarını tam olarak anlayamıyordu ama.. Sanki biraz da hararet var..
Yanlarına gitse miydi acaba.
Ve derken işte, Hüsnü onu gördü. Ama o da ne herif, sinir içinde, uzaktan onu işaret ederek Hamit’e bir şeyler dedi ve lafını bitirir bitirmez de ters tarafa doğru hızla gazladı, gitti. Ne oluyordu ya, donmuş kalmıştı yine.
-Oo.. naber
Yavaş, yavaş hareketlendi Cemil ve ortada buluştular Hamidle. Cemil cılız bir selam verdi. Ve de aynı anda ‘selamı, kelamı bırak da asıl bu ne ayak’ gibilerden, Hüsnü’nün gittiği tarafa doğru keskin bir bakış attı..
-Aleyküm selam
-Ne ayak bu?
-Hiiç. Pezevenk benim filme yardım etmicekmiş?
-Noldu ki?
-Boş ver ya. Sen benim yanımda mısın, onu söyle. Bu puşt, film piyasaya çıktıktan sonra gelip ayaklarıma kapanacak ama ben onu adam yerine koyar mıyım bir daha.
Haydaaa, ne oluyordu yine. Tamam adama sövüp sayıyordu, iyiydi ama, sanki de onu tehdit ediyor.. Filmde oynamayacak falan.. E onun da oynamama ihtimali vardı yani şurada. Dur bakalım.
-Hıyarağası
-Ya boş ver sövüpte günaha girme.
-Sen hazırmısın varmısın bu işte?
-Ya varımda sana bi şey soracam arkadaşca bak.
-E sor.
-Bu filmde ayıplı sahne falan var mı?
-Yok ya. Ne ayıbı erotik falan mı?
-Yok ya, başka şeyler de olabilir.
-Başka şeyler mi. Yok yok ayıp şeyler falan yok filimde. Niye sordun?
-Hiç
-Senin de mollalığın tuttu ha. Ulan bu hidayet denen şey durdu durdu da biz filmi çekerken mi geldi sana. Yardım edecen mi etmicen mi, sen onu söyle.
Vay, dine de hakaret ha. Neydi bu firavunluk şimdi, evet. ‘Ben bu işte yokum arkadaş’ diyerek, hakareti yemeyi şimdi kabullenseydi, şu an, bu din için olacaktı kesinlikle. Ama durdu, bir şey demedi, içine sinmeyen bir şeyler vardı sanki. Durdu ve yüzünü ekşitti sadece. Ama nedendi ya, haydi çıksın işte, haykırsın ‘Sana ne! Ne olmuş hidayete kavuştuysam, sevmiyorsam sinemayı, senin filmini!’. Ne olurdu ki sanki böyle dese. Yoksa şu muammalı film işinin cazibesi, onu da mı sarmaya başlamıştı yavaş yavaş, ha!?. Dine geldiği zaman sıra, niçin susuyordu.
Yoo, dosta yardım gerek’ti, sadece bu.. Her işi dallandırıp budaklandırmaya gerek yoktu.
-Yardım edecen mi?
- Edecem.
Ve kısa bir bakışma oldu aralarında, kısa ve öz. Hani gözlerini kaçırmalarını gerektirecek kadar..
-Sen nerde ben orada dostum.
-Okey. Veri guud. Bu işlerde bin bir türlü aksilik çıkar ya neyse, dayanacaz artık. Ben bu akşam İstanbul’a yolcuyum, dönünce ararım seni
-Hayırdır ne İstanbul’u?
-Osman Sınav’la görüşecem.
-Haa, sen Osman Sınav’ı tanıyodun di mi?
Ve Hamit sinir ve histeri dolu bir kahkaha attı. Biraz da zorlamayla, hani.. Ve sonra da birden, ciddileşti. Psikopata mı oynuyordu ne. Ee insanları sindirmenin en kolay yoluydu.
-Bari sen sorma bunu. (hafiften gülümsedi) Görürsünüz bak, tanıyor muyum tanımıyor muyum?
-Tamam bi şey demedik. Ama anlatmadın yani, hani anlatacaktın.
-Haaaa.. doğru. Zamanı gelince anlatırım ya. Şimdi şu senaryoları çektirecem. Kırtasiyede de okulda da çektiremedik müdür denen dangalakla aramız hiç iyi değil. Beleşe getirecektik. Neyse. Hadi gel
Cemil peşine takıldı Hamid’in.Veli, meli, derken artiz olup çıkacaktı ha. Sokağı dönüp ana caddeye echanenin olduğu yola çıktılar. Kendi başına asla geçmeye cesaret edemeyeceği eczahanenin önünden geçerlerken birden durdular. Evet kapıda ‘Fotokopi çekilir’ yazıyordu.
Ve içeri girdiler, apar topar. Önce Hamid tabii. Eczacı kız,Nazan ayaktaydı ve görünce dili, damağı birbirine yapıştı Cemil’in.
-Merhaba
-Merhaba.
Kız sakız çiğniyormuşçasına konuşan şu modern tiplerdendi. Bu, hem hoşuna gitti, hem de gitmedi Cemil’in. Kendine özgüven iyide bu ne salaşlık kardeşim.E rahat tabi kız, para sende güzellik sende bende olurdum öyle.Ama yok yine de edeb olmalıydı insanda.
-Şu senaryoları çektirecektik de. Sayfası kaç lira?
Senaryo mu? diye şaşırdı Cemil. Doğru ya senaryo. Dur bakalım eczacı kız ne tepki verecekti.
-Senaryo mu?
-Evet
Nazan durdu ve tüm işlerini bırakarak onlara konsantre oldu. Ne sihirli bir kelimeymişti ya, bu ‘senaryo’.. O da mı yazsaydı yani, napsaydı. Yani, yaz senaryoyu, götür kızıydı resmen. Ve bu arada Nazan gülümseyerek, bir Hamid ’e ve bir de elindeki senaryoya baktı. Bütün işleri bırakıp onlara yöneldi.
-Bir saniye lütfen, bir saniye.
Ne oluyordu ya böyle. Bir şeyler hissediyordu, Cemil ve yanlış bir şeylerdi bunlar, kötü bir şeylerdi. Neydi bu sıcak ilgi ve alaka yani, böyle. Tamam tüyoyu kapmıştı ama kızı da kaçıracaktı yani, göz göre göre. Bir an öylesine bir baktı, Hamid’e. Yok ya bunun gözü kördü. Ya da onun gördüğünü görmüyor..Dayanamayıp balıklama atladı ortaya yoksa kızı Hamid kapacaktı. Tüh Allah senin belanı…
-Film çekeceğiz de.
-Yaa
Evet, stres altında, mükemmel iş çıkarmıştı. Yaşa. Ve buna Hamid de şaşırmış olacak ki ne yaptığını bilmez bir halde, bön bön ona bakarken senaryoyu kıza doğru uzattı.
-Film mi? Ne filmi bu?
Zekasını, olaylara hakimiyetini göstermeliydi Cemil,son bir gayretle daha atıldı,
-Röntgen, karaciger, dalak filan.
Bu berbat espiri de o psikolojinin eseriydi, muhakkak. Yani kendisiyle ne kadar övünse azdı Cemil. İşte, kız da hiç tepki vermemişti. Hatta soğumuştu belki de ondan, açıkça..
-Hep merak etmişimdir bu nasıl bi şey diye. Bu ne için?
Ve Cemil, esprisine gülünmediği için mi nedir ya da kızın bu aptalca sorusuna mı kızmıştı, bilinmez kendini biraz arkaya çekti. Hamid gayet ciddi ama dudaklarının ucuyla öylesine hatta ve hatta sizi ilgilendirmez dercesine mırıldandı.
-Senaryo. Film çekecez de.
Aslı güldü,
-Biliyorum. Benim de sorduğum şeye bak. Kim çekecek? Ünlü birileri mi?
-Biz.
-Biz?
-Ben, arkadaşlar.. İsterseniz siz
Ne oluyordu ya, ne sizi.
-Ben?!Hah hah ha!
Öyle bir kahkaha patlattı ki kız sanırsın bomba patladı echanede çatısı damıda Cemil’in üstüne yıkıldı. Bu ne hafiflik kardeşim diye içlendi Cemi.
Durumu kontrol etmeliydi kendisini ön plana çıkartmalıydı,bu güzeli kaçırmamalıydı.Hemen atıldı.
-Hamid beyin ödülleri var da. Osman Sınav da yardım edecek, kendisi onu tanır. Yani tanışırlar.
-Aaa çok ilginç. Var mı meşhur bir oynayan?
‘Yok’ dedi, Hamid, biraz da kızarak.
-Konusu ne?
-Yazıyo işte. Kaç lira sayfası?
-Paranın ne önemi var ya. Burada madem böyle bir şey olacak, bizim de bir katkımız olsun değil mi?
Ve kızın yardımseverliğini görünce Hamid de yumuşamaya başladı hemen.
-E tabi seviniriz. Oyunculuk konusunda ciddiyim. Oyuncu eksiğimiz var.
-Ben de lisede tiyatro yapmıştım. Üniversitede de bir oyun oynamıştık.
-Öyle mi?
-Evet
-Yani merak var.
-Var da işte, amatörceydi
-Ben zaten bir bakışta sezmiştim bunu
Aslı gülümsedi
-Bilmiyorum, olabilir.
Ve Cemil, bütün bu arada, tenis maçı izler gibi, Nazan ile Hamid’in diyaloglarını izlemek zorunda kalmıştı. İfrit olmuştu. Fitil. Eee nasıl olmasındı; topu da resmen kendi atmıştı ortaya. E öyle ortaya böyle gol tabi. Peki bu kızın bu işte yer alması, hayır mı olurdu şer mi, buna karar vermeye çalışıyordu. Doğru ya sette belki bir şeyler, yakınlaşmalar…
-Olabilir yeterli. İsminiz neydi?
-Nazan
-Benimki de Hamid. Memnun oldum
-Demek film ha?
Nazan, hazine bulmuş gibi parlayan gözlerle, senaryoya bir daha baktı ve gülümsedi. Ve bunu gören Hamid de daha bir güven içerisinde sözlerine devam etti.
-Biz ciddiyiz. Celal’in geçinemediği bir eşi var senaryoda. Sadece iki üç sahnesi var. Oynar mısınız? Biraz masum bir tip ama zor rol. Çünkü çok sade
Aslı bir daha gülümsedi ve çocukça,
-Senaryoyu okim, niye olmasın. Tanıdımız, güvendimiz insanlarsınız sonuçta.
Ve Cemil’e bakmıştı, bu sözü söylerken.. Vay vay vay.. Ama yo, o kadar çok falso yapmıştı ki bu kız, gözünden düşmüştü artık. Tanımadığı birisiyle bu kadar konuşulur muydu ya. Artı, bu kadar samimi olunur muydu, öyle hemen. Artı.. bu ne şöhret merakıydı böyle. Yani tutup da şimdi ‘seni seviyorum’ falan dese bile, dönüp de bakacak hali yoktu yani. Bırak gülümsemeyi falan.. Hatta bu arada tam tersine, tam tersine.. onu iyice, iyice çileden çıkaracak bir şey yapacaktı, üstüne de üstlük. Ne mi?
-Telefonunuzu alıyim ben sizin.
Hamid telefon numarasını vermeye hazırlanırken Cemil soğuk bir havada dışarı fırladı.
….
-Bi saniye, ben geliyom.
Hamidle Nazan kırıştırmaya başlarlardı birazdan en iyisi taze aşıkları baş başa bırakmaktı.Hemen çıktı. Arkasından sesleri geliyordu.
-Siz de mi öğretmensiniz?
-Evet
Nach oben Nach unten
Benutzerprofil anzeigen
 
Asrin Evliyasi11 Hikayesi
Vorheriges Thema anzeigen Nächstes Thema anzeigen Nach oben 
Seite 1 von 1

Befugnisse in diesem ForumSie können in diesem Forum nicht antworten
www.bahtiyar.forumkostenlos.at :: SiiR, FIKRA ve HiKAYELER :: Hikayeler :: Diger Hikayeler-
Gehe zu: